
Kıssayla başlayalım yazımıza…
Bir Ramazan`da Medineli bir Müslüman, Halife Hz. Ömer`i iftar yemeğine davet etti.
Yemek sırasında yalnız Hz. Ömer`e bir kab içinde bir içecek sunuldu.
Hz. Ömer sordu:
"Bu nedir?"
Ev sahibi cevab verdi:
"Bal şerbetidir efendim, sizin için ayırmıştık da..."
Hz. Ömer onu içmeyi reddederek şöyle dedi:
"Benim yönetimini üstlendiğim halkın çoğu içmek için henüz kuyu suyunu bile bulamazken ben burada bal şerbeti içemem."
***
Kimsesizlerin kimsesi olduğunu söyleyenler, ne şerbeti içerlerse içsinler eyvallah…
Lakin en azından Hazreti Ömer’in hassasiyetinin onda biri kadar da; emeklisinin, işsizinin, köylüsünün, iflasın eşiğinde olan esnafının ne içip ne yediklerini düşünüp-hissediyorlar mı acaba?
TEK DAYANAK
Bir kıssa daha… Öncesinde birkaç kelam edelim. Bu kıssayı okuduktan sonra sakın hissesinden güvensizliği çıkarmayın… Güveneceğiniz dostunuz, arkadaşınız, ortağınız, adamınız olsun… Olsun da tek dayanağınız olmasın…
İşte kıssa:
Kumandanlarından biri bir zafer dönüşü Halife Hz. Ömer`in huzuruna çıktı. Yanında kısa boylu, tıknaz biri bulunuyordu. Hz. Ömer:
"Bu kim?" diye sordu.
Kumandan anlattı:
"Efendim bu benim sağ kolumdur. Hangi görevi verdimse başarı ile tamamladı. En gizli haberleri yerine ulaştırdı. Bazen bir orduya bedel hizmet gördü. Zaferlerimi onun sayesinde kazandım diyebilirim."
Aradan zaman geçti, aynı kumandan halifenin huzuruna yeniden çıktı. Ama mağlup bir kumandan olarak Halife sordu:
“Hani sağ kolun nerede?”
Kumandan:
“Sormayın ya Ömer, ihanet etti, düşman tarafına geçti.”
Hz. Ömer bu defa konuştu:
“Allah`tan başka hiç kimseye dayanmamak gerektiğini geçen sefer söyleyecektim vazgeçtim. Bir musibet bin nasihatten yeğdir diye düşündüm.”
***
Gerçi söyleyeceğimizi söyledik ama bu kıssanın hissesine son sözü konduralım;”evet tek dayanak var aslında o da ALLAH…”
GURURA KARŞI İLAÇ VAR
VAR DA KULLANAN VAR MI?
“Ben yıkılmam…
Ben alternatifsizim…
Bir ben varım bir de ötekiler…”
Böyle sözleri etrafa direk sarfeden belki yoktur…Ama hal ve hareketleriyle bu sözleri işaret edenleri çok görürsünüz.
Malına güvenenler…
Mevkisine güvenenler…
Şanı-şöhretine güvenenler…
Dayısına-ağasına-beyine-sahibine güvenenler…
İşte onlar bir gurur-kibir hastalığına tutulmuşlardır da ya fark bile etmezler yada hoşlarına gider bu halleri…
Bu kıssa bu hastalığı anlatıyor, bakalım mı?
Buyurun:
Halife Hz. Ömer bir gün kırbasını (su tulumu, su kabı) sırtına yüklenmiş, Medine`nin en kalabalık sokaklarında dolaşıyordu. Babasının sırtında kırba ile dolaştığı oğlu Abdullah`ın da gözüne ilişti ve kendisine yetişip sordu:
“Baba sen ne yapıyorsun, koskoca halife sırtında kırba taşır mı, taşıtacak kimse mi bulamadın?”
Halife:
“Oğlum, bunu taşıtacak adam bulamadığım için veya başka bir mecburiyet dolayısıyla taşıyor değilim. Nefsime gurur gelir gibi oldu, kendimi beğenir gibi oldum, sırf onu küçültmek için bu yola başvurdum.”
***
Koskoca Mehmet Ağa; kaç köyün sahibiydi… Torununa bile bir metre kare toprak bırakamadı, kabrinin dışında…
Paşaların paşasına ne kaldı ki; mülkün amirine o kalsın…
Çalana çırpana da kalmadı, satana yatana da…
Şarkı sözü oldu bilinir;”Sultan Süleyman’a kalmadı dünya”
Sana mı bana mı kalacak?
E o zaman bu kibir ve gurur neyin nesi?
Gayrı sen düşün…