
Dün şehit haberleriyle uyandık. Gece şehit hikâyeleriyle uyuduk. Sonra sabah yine şehit haberleriyle uyandık…
Bugün 11 vatan evladının Van Askeri Filo Komutanlığı’nda düzenlenen törenini ardından memleketlerine uğurlanmalarını izledik. Başbakan, Genel Kurmay Başkanı, Bakanlar ve Kuvvet Komutanları, yine Milli İstihbarat Teşkilatı ve Kamu Güvenliği Teşkilatının Müsteşarlarına kadar terörle mücadele kapsamında mücadele içinde olan kurum ve kuruluş yetkilileri törene katıldı.
Törende yine bildik sahneler vardı. Replikler yıllardır değişmeyen cinsten: ‘’Terörle mücadele kararlılıkla devam edecektir’’ Bu replik hiç değişmedi. Görünen o ki değişmeyecekte.
Şimdi benim sorum şehit törenine katılan yetkililere. Siz, bu şehitler canını vatan uğruna verirken neredeydiniz?
Ayrıca şu soruları da sormak lazım; Saldırı gecesi 250’ye yakın terörist sınırdan geçerek, karakol bölgesine geldiler. Önce şunu öğrenmek gerek bu 250 terörist bu bölgeye nasıl geldi? O ağır silahları o bölgeye ne zaman ve nasıl taşıdılar? Genel Kurmaydan yapılan açıklamaya göre 5 saat çatışma sürdü. 5 saat süren çatışmada; takviye kuvvetler, gece görüşlü hava silahları bölgeye neden ulaşamadı? 5 saat süren çatışmanın ardından 12 terörist öldürüldü. Geriye kalan 248 terörist nereye ve nasıl kaçtı? Bu soruların cevabı millete verilmelidir…
Başbakanın İl Başkanları Toplantısı’nda ‘’PKK bazı ülkelerin taşeronluğunu yapıyor’’ sözleri, güçlü ülke olma imajımızı ciddi anlamda düşürüyor. Eğer PKK bazı ülkelerin taşeronluğunu yapıyorsa, Başbakan bu ülkeleri açıklamalı ve derhal o ülkelerle yapılan işbirliğini sonlandırmalıdır. O ülke, her kimse derhal düşman ilan edilmeli ve büyük elçilikleri kapatılarak, siyasi anlamda tavır alınmalıdır. Yapılacak en küçük adım milletle paylaşılmalı ve meclis tatilden çıkıp görevinin başında olmalıdır.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül liderliğinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanmalı ve muhalefet partileri terör olaylarını iç siyaset malzemesi yapmaktan vazgeçmelidir. Alınacak kararların altında; bu ülkenin siyasi arenasında söz hakkı bulunan parti yetkililerinin ortak imzası olmalıdır.
Dış istihbaratlara güvenmek yerine, Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Kamu Güvenliği Teşkilatı derhal ortak bir toplantı yaparak, terörle mücadele anlamında gerek istihbarat gerekse ortak çalışma alanında iş birliği kararı almalıdır.
Meclis acil bir yasa çıkartarak ‘’İDAM’’ cezasının geri getirmelidir. Terör suçlularını bu kapsamda yargılamak üzere radikal adımlar atmalıdır. Yani askere, polise kurşun sıkan bu “KAHPELERİN” ABD’nin ve birçok Avrupa ülkesinin yasalarında gayet normal sayılan ölüm cezasıyla cezalandırması gerekmektedir (Amerika’da uzun süredir idam cezası uygulanmakta ve uzun zamandır yapılmayan idam mangası infazı yöntemi de yeniden gündeme gelmiş durumda).
Kısacası 7’den 70’e herkesin bu mücadelede söz hakkı var. Kimse susmamalı ve küçükte olsa bile bu konuda sesini duyurmalıdır. Sokaklar ellerde bayraklarla terörü lanetleyen mitinglere sahne olmalıdır. Atılacak adımlarda, milletin kararlılığı ortaya konulmalıdır. Kimse Türk milletinin üzerine ölü toprağı serpilmiş dememelidir.
Bu sabah yine şehit haberleriyle uyandık. Gün boyu şehit haberlerini izledik. Şehitlerden geriye kalan hayat hikâyelerini dinledik. İçimiz yandı, gözlerimiz yaşardı. Yine bu gece yastığa kafamızı bu duygularla koyacağız. Yarın buna benzer hikâyelerin, bizim başımıza gelmeyeceğinin garantisini kimse veremez. Yani terör başladığında bugün Elazığ’da şehit olan Selçuk Gökdağ henüz doğmamıştı. O gün omuzlarda Türk Bayrağı’na sarılı şehit cenazeleri memleketlerine giderken Hakkâri’de şehit düşen 11 askerimiz henüz bu dünyada değillerdi. Bugün 11 şehidimiz bayrağa sarılmış baba ocağına giderken, o lanetli isim PKK hala bu ülkede ve yine anneler babalar gözyaşları içinde… İnşallah yarın sabah yine gözümüz yaşlı uyanmayız…