
Milletimizin son yıllarda en çok özlediği duygu, milli onurumuzun olması gerektiği kadar yüceltilmesi ve saygın bir devlet imajıdır.
Milli Mücadele yıllarından sonra Atatürk önderliğinde son derece perişan ve yoksul durumdayken bile, milletimizin şanlı geçmişi hiç unutulmamış ve izlenen basiretli politikalarla İngiliz ve Fransızların Sevr oyunlarına set çekilerek, Hatay yurda ilhak edilebilmiş, Rusya gibi dev bir devletin boğazlar, Kars ve Ardahan üzerindeki ürkütücü isteklerine milli onur uğruna karşı konulabilmiştir.
Ancak Türkiye`nin NATO`ya girişiyle birlikte ölçüsüz bir batı ve Amerika hayranlığı furyası başlatılmış, günümüze kadar bu istemin hemen her gün dozu artırılmıştır. Burada elbetteki batı düşmanlığını savunmuyoruz. Anlatmaya çalıştığımız sürekli ve teslimiyetçi bir zihniyetin, kendi özgüvenimizde oluşturduğu derin yaralardır. Gerçekten son yıllarda ülke sanayisi, savunması, maliyesi, hatta attığı her adımla Amerika izinli, yarı bağımlı bir ülke haline dönüşmüştür. Doğal olarak halkımızda da Türkiye`nin asla kendi başına bir iş yapamayacağı, bağımsız karar alamayacağı şeklinde, aşağılık kompleksi bir duygu oluşmuştur. 1964`te Kıbrıs üzerinde sadece uçaklarımız uçtu diye ABD Başkanı Johnson`un tehdit dolu mektubu, peşinden uygulanan ambargo, 2. Irak Savaşı öncesi Amerikan birliklerinin geçişine izin vermeyen Türkiye`ye karşı takındığı karşıt tavır, Süleymaniye`deki askerlerimizin başına çuval geçirme olayı, her yıl sıkıntısını yaşadığımız Ermeni tasarısı ve daha bir sürü örnek, kayıtsız şartsız başkalarına bel bağlamanın bizi ne kadar aksi yönlere sürükleyeceğinin küçük birer kanıtını oluşturmaktadır.
Bu tabloda, Sayın Başbakan`ın geçen yıl Davos`ta İsrail Cumhurbaşkanı`na karşı kullandığı, Yahudi vahşetini hatırlatan birkaç cümle ve "One minute" çıkışı ve son olarak komşumuz İran`la barış adına diyaloğa girilerek, yaptırım için kolları sıvayan Amerika`ya karşıt yönde oy kullanılması olayları özünde çok sansasyonel olmasalar da, onurlu ve her zaman bağımsız bir Türkiye özleminin coşkuyla dışa vurmasıdır. Bence Türkiye; parlak geçmişini hiç unutmadan her tür oluşumda yerini alırken, gerektiğinde bu dik ve onurlu duruşunu çekinmeden sergileyebilmelidir. "Yurtta sulh, cihanda sulh" deyiminin gerçek anlamı da budur.
Gönlünüzce bir yaşam diliyorum.