
İsrail’e evet dedik.
Ne için?
OECD için.
OECD nedir?
Bildiğinizi tekrar edelim.
OECD`nin (Organisation for Economic Co-operation and Development) İngilizce açılımıdır.
OECD İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı, dünyanın en büyük ekonomik işbirliği örgütüdür. Bir nevi think-thank kurumu yani.
İstanbul`da da merkezi bulunan teşkilat, ekonomik işbirliği ve ekonomik gelişim için ülkeler arasında fikir paylaşımı (istişare) ortamı oluşturmak amacını öngörüyor.
Ekonomi ağırlıklı çalışmalar yapmasına karşın, milli eğitim, enerji politikaları ve sosyal politikalar gibi birçok konuda çalışmalar yapıyor. Merkezi Paris`te olan örgütün otuz üyesi var.
Türkiye’de bu örgütün eski-köklü bir üyesidir.
Söz hakkı ve “yetkisi” vardır.
E güzel…
Daha bir ay içerisinde İsrail’in bu topluluğa katılım müracaatı kabul edildi…
Ne olmuş yani demeyin.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), İslam dünyasından yükselen tüm muhalif seslere rağmen, üyeliğe kabul edildi. Türkiye de dahil olmak üzere üye ülkelerin hiçbirisi kararı veto etme girişiminde bulunmadı.
Bu kararı diğer ülkelerin veto etmesi beklenemezdi ama…
Ama Türkiye bu kararı veto edebilirdi değil mi?
Önce; “one minute” ardında “yes” demek buna denir işte…
Yani kendi vatandaşını öne sürüp “kahrolsun İsrail” dedirttikten sonra “buyurasın İsrail” demek de buna denir işte…
İsrail’e bütün dünya tepkiliymiş, İsrail “yaptığı hatayı anlamışmış”,İsrail geri adım atmışmış…
Ben pazartesi günü yazımda işin içinde çok iş var demiştim ya…
Anlatamadım demek…
Evet, dostumuz Ofer varken, taşıdığımız “üstün cesaret” madalyası varken, savunma sanayimiz İsrail’in teknik donanımıyla hazırlanırken ve biz OECD’ye üyeliği için İsrail’e çok rahat “evet” derken, bu durum ancak oyalama boyalama olur ve bu işe de kısaca şöyle denir;
Bu ne Filistin nanesi bu ne İsrail turşusu”
***
Bir tarafta kahrolsun Siyonizm… Bir tarafta Siyonistlerle kucaklaşma…
Bir tarafta kahrolsun İsrail… Diğer tarafta İsrail ile antlaşma ve “evet”leşme…
Bir tarafta mazlum Filistin… Diğer tarafta zalim İsrail…
Bir tarafta Hamas, diğer tarafta Hamas ile sıkı temas…
Bir tarafta Ortadoğu’yu ve Kudüs’ü 400 yıldan fazla huzur ve birlik içinde yaşatmış ecdat Osmanlı, diğer tarafta Kudüs’ü bir günde pazarlayan İngiliz oyunuyla Osmanlıyı arkadan vuran Araplar…
Bir tarafta yıllarca Yahudilere kucak açan onları bütün tehlikelerden koruyan Türkler ve Türkiye, öbür tarafta “En iyi Türk ölü Türk’tür” cümlesini atasözü gibi kullanan Yahudiler…
Karışık görünen bir durum değil mi?
ÖZLÜ SÖZLERE
Amerikalı şair ve filozof şöyle Thoreau demiş:
“Doğruyu konuşmak için iki kişi ister: doğru söyleyen, doğru dinleyen! “
*Biz doğru bildiğimizi yazıyoruz doğru okuyan ve dinleyen varsa iş tamam.
M.Henry demiş:
“Kimse, duymak istemeyen kadar sağır olamaz”.
*Anlamak istemeyen kadar da anlayışsız olamaz değil mi?
Goethe demiş:
“Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşmanız gerekmez.”
*Velhasıl gerçek değişmez.
Amerikalı Bilim-kurgu yazarı Herbert demiş
“Kaptanı usta olmayan gemiye, her rüzgâr kötüdür.”
*Türkiye’ye bakın hele iyi esen rüzgârımız var mı?
Çiçero demiş:
“Hiçbir haine güvenmeyiniz.”
*Biz hainleri itirafçı yapıp öyle güvendik değil mi?