
Diyarbakır ilimizde 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı kutlanıyor, her ilde olduğu gibi...
Türkiye`nin her ilinde olduğu gibi çocuklarımız farklı müzikler eşliğinde çeşitli gösteriler yapıyor...
Zeybek de çalınıyor Atabarı da...Halay da Hele Yar da...Türkü ve şarkların ritminde Diyarbakır`da yaşayan çocuklarımız dans figürleriyle gösterilerini yapıyor...
Ama biri bu dans figürlerinin arasına öyle bir müzik yerleştiriyor ki; bir anda bu milli bayram özünden uzaklaştırılıyor...
Yaygın medyanın haber yaptığı ama kimsenin üstüne fazla düşmediği müzik; doğu ve güneydoğu da yaşayan Kürt vatandaşlarımızın kültürel şarkısı değil...
Ne mi?
PKK`nın 1988 yılında Mardin`in Nusaybin İlçesi`ndeki Bagok Dagı`nda çatışmada ölen 20 terörist için bestelediği ve marş olarak kullandığı ‘Çiyaye Bagoke` (Bagok Dağı) şarkısının müziği...
Evet çocuklarımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı`nda; PKK`nın kan kokan bu şarkısıyla gösteri yapmaya zorlanıyor...
Yaygın medya bunu haber yaptı...
Ama tepki adına bir gayret gösterilmedi...
Haber doğru muydu? Yanılgıdan ibaret miydi?
Yalanlanmadığına göre doğruydu...
Bu müzik o gösterinin müzikleri arasına sinsice mi girmişti? Gözden mi kaçmıştı?
Yoksa demokrasi ve açılım adına bu müziğe bile göz mü yumulmuştu?
Dedim ya mesele umursanmadan kapandı... Bu yüzden de bu sorulara cevap bulunamadı... Hoş bulunsa ne olacak ki?
Belli ki tren raydan çıkmış... Biz ancak bu satırlardan bu vakayı tepkiyle karşılar; "yazıklar olsun" deriz o kadar...
DEPREMLER DEVAM EDİYOR
Elazığ merkezli depremler devam ediyor...
İki ve üzeri şiddetteki depremler son Karakoçan depreminden sonra hemen hemen hiç ara vermeden devam etti zaten...
Ve devam edecek gibi...
Konuyla ilgili bilim adamları Palu-Sivrice`den Hatay`a kadar uzanan fay hattında kırılmaların olabileceğini defalarca söylediler...
Üç gün beş gün... Bir ay üç ay sonra veya bir yıl-üç yıl sonra bu fay hattı üzerinde(Palu`dan Hatay`a uzanan çizgide) şiddeti 6 veya üzeri bir deprem olabilir...İşin doğrusu olmaya da bilir...
Mesele şu... Burası deprem bölgesi ve biz depremlerle yaşamaya alışmalıyız... Ama nasıl?
Sağlam evlerle...
Bu sözü vatandaşın üstüne yıkmak anlamsız olur... Belediyeler ve devletimiz özellikle eski yapıları (belki sağlamlaştırarak, belki uydu kent projelerini bir an evvel devreye sokarak) bu icraatı gerçekleştirmeleri gerekiyor.
Depremden değil de binadan korkmak gerektiğini idrak edip bunu sağlam binalar, geniş yol ve meydanlarla sonuçlandırmaları gerekiyor...
Yoksa "tekerlek kırıldıktan sonra TOKİ ile şunla bunla yol gösteren çok olur"
HER MESLEĞİN AYIBI VARDIR...
Her meslek hak ve halka dair yaklaşımı ve hizmet aşkından dolayı kutsallığı vardır.
Her mesleğin şarlatanı vardır...
Her mesleğin haysiyetsizi, şerefsizi, namussuzu vardır...
Her mesleğin edepsizi-ahlaksızı vardır...
İşin doğrusu insanın olduğu her yerde insani iyi ve kötü vasıflar vardır ve var olacaktır.
Bir de ayrık otu gibi olanları vardır ki; bunlar bütün çirkin özellikleriyle meslek içine yerleşir ve mesleğin onurunu-şerefini, bu mesleği adam gibi yapmak isteyenlerin şevkini darmadağın ederler... İşte en tehlikelisi ve artık insani vasıflardan daha aşağısı sayılacak olanı da budur...
Umarım bizim mesleğimizin içinde böylesi sıfatları taşıyan ve bu sıfatlarla kolaylıkla gazete çıkarıp, sonra bizim paylaştığımız ortamı paylaşanlar yoktur...
Var mı yoksa?
Varsa vay halimize herkesi biz eleştiriyoruz da bizi kim eleştirip yola koyacak?