
Herkes haramdan kaçmak ister... En azından öyle görünmeye çalışır...
Günümüz insanı bu kaçış hikâyesine farklı senaryolar ve tanımlarla değiştirir. Daha doğrusu "faiz" tarifini değiştirdiği gibi, haramın da tarifi ve uygulanışı üzerinde fetva verir...
Haram bellidir de, ne haramdır?
Faiz bellidir de ne faizdir?
Değil mi?
Devletin malını hortumlama, yetimin-öksüzün malını cukka etme, her kesime göre farklıdır... Mesela kimin inancı yoktur, umursamaz... Kimi bir kılıfla vicdanının gözlerini kapar da yapar bu işi; (dinen olmaz da) haramı helal eylediğini zanneder.
Şu yapar bu yapar... Burada, dışarıda... Fark eder mi?
Kimi helali haram eyler, fark etmeden veya kılıfına uydurarak...
Kimi ayrandan değil haramdan yağ çıkarır,"kimsesizlerin" ayaklarını kaydırarak...
İnanan bilir ki her şey görünür ve bilinir, gören gözü ve bilgiyi tutan beyni yaratan ALLAH tarafından...
Biz; kimin ne yaptığının peşine düşüp, harama el uzatanları tahmin edip, vesika yayınlamak gibi, gıybet ve iftira hezeyanı içine düşme görevini yürütenlerden değiliz...
Hele hele bu görevi yürütüp karşılığında şantajdan harama uzanan ek gelir elde etme düşüncesine de kapılmıyoruz...
Bizim bildiğimizi herkes biliyor... Yani haramı ve helali bilen bilir, gayrısını dillendiremeyiz(şimdilik)...
İyisimi meseleyi misale dayandırıp kıssayla sonuçlandıralım...
Yorumu kıssanın içinde kendimiz verelim...
***
"Ünlü hükümdar Timur`dan sonra yerine geçen oğullarından Şahruh (XV. y.yıl) babasının tersine bilime ve bilgine değer veren, dindar, halim, selim biriydi. Bilginlerle oturup kalkmaktan zevk alırdı. Şahruh`un çevresindeki bilgin kişilerden biri de Nimetullah Efendi idi. Aynı zamanda evliyadan olan Nimetullah Efendi`nin dilinden düşürmediği
bir söz vardı:
"Allah haramdan kaçanı korur"
Bu sözü sık sık tekrar eder, bununla biraz da hükümdar ve adamlarını uyarmak amacı güderdi. Şahruh da bunun her zaman mümkün olmayacağını, insanın bazen bilmeden de harama el uzatabileceğini ileri sürerdi. Şahruh bir gün sarayında özellikle Nimetullah Efendi`yi ağırlamak üzere bir ziyafet düzenledi.
Başta hükümdar ve Nimetullah Efendi olmak üzere davetliler sofraya oturdular.
Baş yemek kehribar gibi kızarmış bir kuzu çevirmesiydi.
Herkes gibi Nimetullah Efendi de iştahla yiyor, yedikçe "Allah haramdan kaçanı korur" sözünü tekrarlayıp duruyordu. Hükümdar ve adamları da bıyık altından gülüyorlardı. Nihayet yemek bitti. Şahruh Nimetullah Efendi`ye sordu:
- Allah haramdan kaçanı her zaman ve her durumda korur mu?
- Evet, korur, haramdan kaçana Allah haram nasip etmez.
- Ama hocam seni korumadı, sende bizimle birlikte haram yedin.
- Hayır, ben haram yemedim haramı siz yediniz.
- Boşuna iddia etme hocam, sofrada yediğimiz kuzuyu benim adamlarım çalmıştı, hırsızlık malıydı o...
- Olabilir, size haramdı, ama bana helaldi. Hükümdar lahavle çekti:
- Nasıl olur hocam, çalınmış bir kuzu bize haram, sana helal?
Nimetullah Efendi sözünü bağladı:
- Eğer inanmıyorsanız, kuzunun sahibini bulun sorun...
Gerçekten hükümdarın adamları çaldıkları kuzunun sahibini buldular. Yaşlı bir kadındı kuzunun sahibi. Kuzuyu çaldıklarını, pişirip yediklerini itiraf ettiler ve parasını ödemek istediklerini söylediler. Kadın parasını almayı reddetti ve kendilerine beddua etti.
-Ben o kuzuyu parası için değil, bu havalide Nimetullah Efendi diye mübarek bir zat varmış, ona ikram etmek için yetiştiriyordum, diye açıklamada bulundu.
NOKTA ATIŞI
"Yüzünü güneşe çeviren insan, gölge görmez."*1
Sırtını güneşe dönenden hayır gelmez...
"Başlangıcı olan bir şey, nasıl olsa biter." *2
Sen yine de düşün, Allah pişman yüzü geri çevirmez.
*1 Helen Keller
*2 Ovintilian