
Kahramanlık destanımızın 95. yılını kutluyoruz. Aziz Şehitlerimizin ruhuna dualar okuyarak, 18 Mart Çanakkale Şehitlerini anıyoruz. Türkiye`nin her yerinde 18 Mart etkinlikleri coşkulu bir şekilde kutlanmakta. En anlamlı etkinlik, şehitlerimizin canlarını siper ederek yurdu koruduğu Çanakkale ilimizde yapılmakta. Savaşın soğuk yüzünü bağımsızlık uğruna hiçe sayarak kahramanlık destanının en anlamlı halde yazıldığı Çanakkale. Bir milletin uyanışa geçtiği ve dünyaya tarih dersi verdiği savaş. Dünyanın yeniden anlamlandırdığı Türk Milleti.
Peki, aradan geçen 95 yılda biz, kahraman ırkımızın bıraktığı yerden ne kadar uzaklaştık. Canlarını siper ederek korudukları yurdumuza bizler nasıl sahip çıktık. Şimdi özeleştiri yaparak geçmişe doğru uzun ve derin bir yolculuğa çıkalım. Derin bir iç çekip, rahat rahat dizi film izlediğimiz sıcacık evlerimizden canlarını hiçe sayarak vatanı bize emanet eden o kahraman şehitlerimizin hayatında yolculuğa çıkalım.
Şimdi sizlere Çanakkale Savaşı`nın kahramanlarının elleriyle kan kokan cephelerden sevdiklerine yazdıkları mektuplardan örnekler sunacağım. Bu vatanın bağımsızlığı uğruna canlarını vermek üzereyken ailelerine son cümlelerinde bakın neler demişler:
MUSTAFA KEMAL`İN CEPHEDEN YAZDIĞI MEKTUP
Mustafa Kemal, 2 Temmuz 1915 yılında Arıburnu`ndan Madam Corinne` ye yazdığı mektupta şöyle der:
"Aziz Madam,
Karargâhımın kâtiplerinden Hulki Efendi`nin İstanbul`a seyahatinden faydalanarak size bu mektubu yazıyorum. Birkaç gün evvel içinde latife sözleri bulacağınız bir kartpostal yollamıştım. Burada hayat, o kadar sakin değil. Gece gündüz her gün çeşitli toplardan atılan şarapneller ve diğer mermiler başlarımızın üstünde patlamaktan hali kalmıyor. Kurşunlar vızıldıyor ve bomba gürültüleri toplarınkine karışıyor. Gerçekten bir cehennem hayatı yaşıyoruz. Çok şükür, askerlerim pek cesur ve düşmandan daha mukavemetlidirler. Bundan başka hususi inançları, çok defa ölüme sevk eden emirlerimi yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor. Filhakika onlara göre iki semavi netice mümkün, ya gazi veya şehit olmak.
Bu sonuncusu nedir bilir misiniz? Dosdoğru cennete gitmek. Orada Allah`ın en güzel kadınları, hurileri onları karşılayacak ve ebediyen onların arzusuna tabi olacaklar. Yüce saadet. Sizin mantıki nasihatlerinizi bekleyen şimdiki hadiseler yüzünden kazandığım sert karakteri yumuşatacak romanları etüd etmeye ve böylece ümit ederim ki, hayatın bu hoş ve iyi taraflarını hissedecek hale gelmeye karar verdim.(...)
Adres: Miralay Mustafa Kemal, 19.Fırka Kumandanı, Maydos
Yahut: Miralay Mustafa Kemal, Arıburnu Maydos. Bu daha emin."
YÜZBAŞI MEHMET TEVFİK`İN VEDA MEKTUBU
Sebeb-i Hayatım,
Sevgili peder ve Valideme!
Arıburnu`nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan müthiş bir İngiliz kurşunu geçti. Hamdolsun kurtuldum. Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere, şu satırları yazıyorum. Hamd-ü senalar olsun cenab-ı Hakk`a ki, beni bu rütbeye kadar ulaştırdı. Yine mukadderat-i İlahiye olarak beni asker yaptı. Sizde ebeveynim olmak dolayısıyla, beni vatan ve millete hizmet etmek için nasıl yetiştirmek lazımsa öyle yetiştirdiniz... Sizlere çok teşekkür ederim.
Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün hak etmek zamanıdır. Vatanıma olan mukaddes vazifemi yerine getirmeye çalışıyorum. Şehitlik rütbesine kavuşursam, Cenab-ıHakk`ın en sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim. Asker olduğum için, bu her zaman bana pek yakındır. Sevgili babacığım ve valideciğim, göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezihciğim önce Cenab-ı Hakk`ın sonra sizin himayenize bırakıyorum... Bana hakkınızı helal ediniz. Ruhumu şad ediniz. Refikama yardımcı olunuz. Hepiniz her gün beş vakit kılınız. Ruhuma fatiha okuyarak beni sevindiriniz... Elveda, elveda, cümlenizi Cenab-ı Hakk`a tevdi ve emanet ediyorum. Ebediyen Allah`a ısmarladık. Sevgili babacığım ve valideciğim."
Oğlunuz
Mehmet Tevfik
19 Mayıs 1331 (1915)
(Yüzbaşı Mehmet Tevfik, mektubu yazdıktan iki hafta sonra şehit oldu.)
CEPHEDEN MEKTUP VAR
Öğle vakti ekseriye herkes yemekte olduğu için cepheye nispi bir sükunet gelirdi. İki tarafta muhabereyi tatil ettiklerine dair söz vermiş gibi, cepheden çıt çıkmazdı. Yemekten sonar İngilizler bazen uzunca bir sırık üzerine kağıt ve bezlerden kuklalar yaparlar, siperlerin içinde yukarı doğru çıkartarak sağa sola dans ettirirlerdi.
Mümin Mustafa
BİR ANANIN KINALI KUZUSU: KINALI HASAN`IN MEKTUBU
Çanakkale`nin köylerinden cepheye giden Hasan`ın öyküsüdür bu. Hasan`ın saçının bir tarafı kınalanmıştır. Bunu gören komutanı Hasan‘a " Hiç erkek kınalanır mı?" diye sorar. Hasan da cepheye gelmeden anasını kınaladığını söyler. Komutan bunun nedenini annesine sormasını söyleyince Hasan mektup yazar.
"Anacığım,
Kardeşlerimi askere gönderirken başlarına kına yakma mahcup oldum. Zabit efendi bana sordu cevap veremedim.
Niye benim saçımı kınaladın?
Kardeşlerim de cevap veremeyip mahcup olmasınlar.
Oğlun Hasan."
Annesinin Hasan`a Yazdığı Mektup
"Ey gözümün nuru Hasan`ım,
Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor.
Sen ecdadından, babandan aşağı kalamazsın...
Ben, senin anan isem; beni ve seni Allah yarattı vatan büyüttü.
Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor.
Sen bu ailenin seçilmiş bir kurbanısın...
Hasan`ım söyle zabit efendiye: Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır. Bende seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım
Onun için saçını kınalamıştım...
El-hükmü billâh. Allah, seni İsmail Peygamber`in yolundan ayırmasın.
Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktır. Gözlerinden öperim...
Anan - Hatice "
(Bu Hasan`ın son mektubudur. Annesinden aldığı mektup ve tamamlayamadığı şiir öldüğünde üzerinde bulunacaktır.)
(Şiir:" Anam yakmış kınayı adak diye,
Ben de vatan için kurban doğmuşum.
Anamdan Allah`a son bir hediye,
Kumandanım ben İsmail doğmuşum." )
MUALLİM HASAN ETHEM`İN VALİDESİNE SON MEKTUBU
"Valideciğim,
Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi,
Nasihat-amiz mektubunu Divrin Ovası (Niğde) gibi, güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgâra mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annenden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı. Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim çağıl çağıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu...
Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasıyla beni tebşir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu. İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri :
-Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
-Pekala dedim, aldım baktım, sütlü çay...
-Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.
-Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
-Evet dedim. Evet, ne kadar güzel.
-İşte onun çobanından 10 paraya aldım.
Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim. Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu : "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi". Şevket merak etmesin o görür, belki de daha güzellerini görür.
Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi (kardeşleri) de senin sayende görecekler. O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerler saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.
Ey Allah`ım, bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm. Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim, azımı açtım ve dedim:
-Ey Türklerin Ulu Allah`ı. Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların şu heybetli dağların Haliki. Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, Sen`i takdis eden ve Sen`i ulu tanıyan Türklere mahsustur.
Ey benim Rabbim!
Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i Celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahfeyle. "Diyerek dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes`ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi. Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman askerini çıkarır da, bizi de götürürler bir düğün yaparız, olmaz mı? Kadir`e mektup yazdım. Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere katiyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin. Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim, bu dünya böyledir. Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister.
Valideciğim, çamaşır falan istemem. Paralarım duruyor. Allah razı olsun.
Oğlun Hasan Ethem 4 Nisan 1331(17 Nisan 1915)
İşte sizlere savaşın gerçek yüzünü anlatan ve kahramanlar tarafından yazılmış mektup örneklerini sunmaya çalıştım. Yurdumda düşman eli dolaşmasın diyen kahramanlar kanlara boyandılar. İşte o kahramanlar bu ülke için analarını, babalarını, eşlerini, bacılarını bir daha göremeden şahadet şerbetini içtiler. İşte o kahramanlar ülkemin topraklarının yabancı sermayeye satılmaması için kurşunlara siper oldular. İşte o kahramanlar bağımsız Türk Milleti için toprağa kefensiz konuldular. İşte o kahramanlar manda ve himayeye karşı çıktıkları için al kanlara boyandılar.
İşte o kahramanlar bu millet için vuruldular o pak alınlarından, tertemiz yerlerde, kefensiz yattılar.
Bu vatan uğruna dönmemeye yemin eden Aziz Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz...