
Ordu ve Hükümeti karşı karşıya getirme stratejisi Türk Siyasi Tarihi boyunca sık sık kullanılan bir taktik olarak karşımıza çıkmakta. Hemen hemen her hükümet döneminde bu tür oyunlar oynanmakta. İki önemli kurum ve bu kurumların çatışma görüntülerini izleyen karanlık güçlerin iştah kabartan politikaları.
Hükümet bir ülkenin en tepe noktasıdır. Seçilmiş bir hükümet demokratik bir ülkede yasal olarak tüm hakları üzerinde bulunduran bir güçtür. Evet, Hükümet bir güç olmak zorundadır. Ordu hükümetin gücünün bir kısmıdır. Yani Devlet bir organizmadır. Hükümet bu organizmanın beyin kısmıdır. Ordu ise beynin yönettiği savunma mekanizması olarak değerlendirilebilir. Şimdi hükümet beyin görevinde ise akıl hükümetin elinde demektir. Gücü yönetmek yine hükümetin elinde olan bir sistemdir. Ordu kendi içinde bir güçtür. Ama Hükümete bağlı bir güç olarak bu ülkenin hizmetindedir.
Birileri çıkıp ordu taraftarı ve hükümet taraftarı diye güçler ayrımı yapmaya çalışıyor. Bir bütünü parçalara ayırarak kurumlar arası çatışma senaryoları ve bu senaryoya uygun replikler yazıyor. Kimin ülkesinde ayrım yapmaya çalışıyorsunuz. Ayrım yaptığınız kurumlar bir organizmanın en önemli parçaları. Ordu hükümetsiz yapamaz hükümet ordusuz. Bir milletin vazgeçilmezleri arasındadır bunlar. Uluslar arası arenada ordusuyla ters düşen kaç millet var acaba. Bu neden diğer ülkelerde uygulanmıyor da bizim ülkemize gelince ısıtılıp ısıtılıp servis ediliyor.
Şimdi tarihe doğru bir yolculuğa çıkalım...
Osmanlı döneminde; ordu devlet arasında çıkan isyanların Osmanlıyı ne hale getirdiğini az çok biliyoruz. Yeniçeri Ocağının siyasi tarihimize bir kara leke gibi düşürdüğü Genç Osman`ın şehit edilmesi olayı, belki bu günümüzün ilk sinyallerini oluşturdu. Gerisini biliyoruz kendi padişahını şehit eden bir ordu ve İmparatorluğun çöküşü ile biten bir acı son.
Hasta adam olarak nitelendirilen bu milleti, Büyük Önder Mustafa Kemal; iyileştirerek güçlü bir ülke ve güçlü bir orduya sahip bir millet haline getirdi, Türkiye Cumhuriyeti adıyla düşmanlara en güzel cevabı verdi. Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti Devleti`nin temellerini atarken arkasına bir milletin gücünü aldı. Peki, nasıl yaptı bunu nelere dikkat etti. İşte tüm mesele burada.
Şimdi ben buradan şunu görüyorum, yıllar sonra devlet politikalarımızdan ve ülkemizde görev yapan çeşitli kurumların yöneticilerinden şu mesajı alıyorum; kimse doğru dürüst Mustafa Kemal`i anlayamamış. Onun ruhunu bu millete yeterince aşılayamamışız. Bir milleti birlik ve beraberlik içinde topyekûn ayağa kaldıran ve milli mücadele örneği verdiren o kahraman lideri maalesef ki kimse anlayamamış.
Şunu unutmayalım; kurumlar arası çatışma karanlık güçler dışında kimseye bir şey kazandırmaz. Türk Milleti asil bir millettir. Kimseye boyun eğmemiş ve kimsenim oyununa gelmemiş bir tarihe sahiptir. Geçmişimizi iyi okuyup geleceğimize bu ışıkla yön vermeliyiz. Her şeyden önce dünyanın önünde saygıyla eğildiği Büyük Önder Mustafa Kemal`in milletiyiz. Bunu çok iyi taşımalıyız. Millete hizmet için çalışan kurumların başında bulunanlar; Mustafa Kemal`e layık olacak bir şekilde, bu millete hizmet etmeyi öğrenmelidir. Birlik ve beraberlik içinde olmamız gereken bir süreçte kimse ayrılık tohumlarının serpildiği politikalar yapmasın. Bu sadece kendilerini tarihin karanlık sayfalarına acı bir ders olarak düşürmekten öteye gitmeyecektir.
Hükümet bu ülkenin beynidir. Beyin ile diğer organlar arasında kopan iletişimsizlik sağlıksızlık demektir. Sağlıksız bir beden fazla yaşayamaz. Tarih bunun en acı örnekleriyle doludur. Büyük Önder Mustafa Kemalin dediği gibi "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!``